Yerin yedi kat altını da sömürmeye başladık

D. Şener Yıldırım

Üzerinde yaşadığımız gezegenin doğal varlıkları, özellikle son yüz yılda insanlığın vurdumduymaz tüketimi nedeniyle talan ediliyor. Gezegenin tüm varlıkları, sanki sonsuza dek tükenmeyecekmişçesine, türlü türlü manipülasyonlarla yaratılan insanlığın yapay ihtiyaçlarını karşılamak için çarçur ediliyor. Elektrik üretimi için dereleri teker teker yok eden enerji şirketleri, tüm yaşamı yok etme riskini göze alarak nükleer santralleri peşi sıra inşa etmeye çalışıyor.

Petrolün ömrü tükenmek üzere, doğalgaz rezervleri ise her geçen gün biraz daha azalıyor. Ancak, kapitalizmin doğası gereği enerjiye olan talep her geçen gün biraz daha artıyor. Bu nedenle rüzgâr, güneş, bio ve jeotermal enerji gibi bir çok farklı enerji kaynağına yönelen şirketler, bildiğimiz doğal gazın bir benzerini üretebilmek için kollarını çoktan sıvadı. Kaya gazı, kayaları parçalayarak elde ediliyor. Burada dikkat edilmesi gereken konu “parçalanan kayalar”. Bu kayalar bildiğimiz kayalar değil…yerin yedi kat altındaki kayalar.

Kaya gazı

Yöntem kabaca şöyle: Akifer oluşum olarak bilinen yeraltı su havzaları, güçlü enjeksiyonlarla sudan arındırılıyor. Yüksek basınç uygulaması ile parçalanan kayalar arasında bulanan gaz suyun boşalttığı alana doluyor, içerisinde kısmen su da bulunan gaz yeryüzüne çıkarılıyor. Yeryüzüne çıkarılan ve içinde su bulunan gaz, sudan arındırılarak enerji kaynağı haline dönüştürülüyor.

Sıradan teknolojik bir durum gibi görünen bu süreç, tam bir ekolojik felaket olduğu gibi sağlık açısından da çok ciddi riskler barındırıyor. Bu risklerin başında, kaya gazını çıkarmak için temiz su kaynaklarından büyük miktarlarda suyun çekilmesi geliyor. Su havzalarının talanı ve iklim değişikliğinin etkisiyle içilebilir temiz suya erişimi daha da güçleştirecek olan bu yeni enerjinin üretimi, yeryüzüne püsküren atık suların toprak yüzeyine yayılmasıyla birlikte hem geri kalan temiz su kaynaklarını hem de tarım topraklarını tehdit ediyor. Üstelik, bu atık suların işlem sırasında maruz bırakıldığı kimyasallar nedeniyle zehirleniyor. Kimyasal içeren su, basınçla yeraltındaki kayalara uygulandığında kayaçlar içindeki ağır metalleri de bünyesine aldığından çok daha yüksek kirlilikle yüzeye geri dönüyor.

Bu sürecin en vahim sonucu ise, yeryüzündeki canlı yaşamın en büyük su kaynakları arasında olduğu bilinen akiferlerin çok yoğun kimyasallara maruz bırakılarak işlevsiz hale gelmesi. Orta ve uzun erimde canlı yaşamın tamamen sonlanmasına dahi yol açabilecek bu müdahalenin bir an önce durdurulması zorunludur.

ABD Çevre Koruma Ajansı EPA’nın kaya gazı çalışmaları ile ilgili hazırladığı raporda, hidrolik kırılma tekniğinde kullanılan su içindeki kimyasalların, son derece zehirli bir gaz olan metanol, kimyasal silah yapımında kullanılan isopropanolun yanı sıra kristalize silikat, 2-Butoxyethanol, etilen-alkol, su ile işlenmiş hafif petrol damıtıcıları ve sodyum-hidroksit olduğu belirtiliyor. Bu kimyasalların suya ve toprağa karışmasının canlı yaşam ve toprak üzerindeki etkileri korkunç sonun başlangıcını aratmayacak nitelikte.

Yüzeye çıkan zararlı kimyasallar, çalışma yapılan yerelin coğrafi ve yer özelliklerine bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor. Söz gelimi, New York Marcellius Shal’de bulunan akiferdeki kayalar yoğun bir şekilde uranyum barındırıyor. Bu uranyum yataklarına müdahale edildiğinde, açığa çıkan radyoaktif maddelerin yeryüzündeki yaşamı olumsuz bir şekilde etkileyeceği kuşku götürmeyen bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Nasıl Oluyor?

Basınçla yeraltına gönderilen temiz suyun yaklaşık yüzde 9 ila 35’i arasında değişen bir miktarı, hem kimyasallar hem de kayalarda çözülen ağır metallerin yanı sıra radyoaktivite ile kirlenmiş olarak tekrar yüzeye çıkıyor. Şirketler açığa çıkan bu zehirli suları açık lagünlere salıyor. Kaya gazının üretimi sırasında açığa çıkan zehirli atık su, deniz suyundan en az beş kat daha tuzlu. Bu yoğun tuzlu atık su, kuyuların bulunduğu yüzeylerdeki topraklar boyunca kilometrelerce yayılarak ekosisteme geri dönüşü olanaksız zararlar veriyor.

Şirketler, kimyasallar kullanılarak kayalardan elde edilen kaya gazının “temiz” olduğuna dair propaganda çalışmaları yürütüyor. Bu tam bir aldatmaca. Söyledikleri gibi kaya gazı gerçekten de temiz olabilir. Ancak sorun, kaya gazının temiz olup olmaması değil, kaya gazı elde etme sürecinde doğaya verdiği zararlar ile ilgilidir. Sorun yeraltındaki kayaların suyla parçalanarak kaya gazı elde etme yönteminin kansere, beyin hasarına ve pek çok diğer ciddi hastalığa; su kaynaklarında da ağır kirlenmeye ve toksik yayılma yoluyla geri dönüşü olmayan ekolojik tahribat ile ilgilidir. Öyle ki, kaya gazı kuyusunun yakınlarındaki evlerde mutfak musluğundan akan su alev bile alabiliyor.

Türkiye’deki çalışmalar

Avrupa, kaya gazı konusuna çevresel etkenler nedeniyle mesafeli duruyor. Başta Polonya olmak üzere Almanya, İspanya,  Fransa ve İngiltere’de ciddi rezerv olmasına rağmen çevresel endişeler olduğundan dolayı çıkarılması şu an durdurulmuş, bazı yerlerde ise yasaklanmış durumda. Buna karşılık Türkiye’nin ilk kaya gazı kuyusu, Shell operatörlüğünde Diyarbakır’da açıldı. Çalışmalardan olumlu sonuç alınması halinde şirket 20’nin üzerinde yeni kuyu açacak.

Shell sadece bir senede 207 petrol sızıntısından sorumlu bir şirket. Yani temiz bir sicili yok. Hidrolik kırılma tekniği çevre üzerinde büyük riskleri olan bir faaliyet. Çevre sorunlarına ve depremlere yol açtığı için Fransa, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde kaya gazı sondaj çalışmaları yasaklanmış, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika’da çalışmalar durdurulmuşken, kaya gazı aramalarında kullanılan hidrolik kırılmanın etkileri üzerine kapsamlı bir değerlendirme olmadan böyle bir faaliyete başlamak büyük bir hatadır.

Hidrolik kırılmanın etkileri:

Sismik Faaliyet: Hidrolik kırılma deprem riskini artırır, bu da zarar riskini, sızıntı ve patlama riskini artırır.

Hava Kirliliği: Geleneksel olmayan gaz sondaj işlemleri kurum, hava kirliliği belirtileri, parçacıklı madde, metan ve doğal gaz üretir.

Su Kirliliği: Hidrolik kırılma, kırılma sıvısında kullanılan toksik kimyasallarla yüzey ve yeraltı suyunun (içme suyu da dahil) kirlenmesine, bunun yanı sıra kaya ve kömürde doğal olarak bulunan metan ve zararlı maddeler ile radyoaktif maddelerin sudaki oranının artmasına sebep olur.

Su Kullanımı: Hidrolik kırılma, çoğu zaman telafi edilemez hale gelen ya da kirlenen büyük miktarda yeraltı suyunun derinlere pompalanmasıdır. Büyük miktarlarda taze su, kırılma işlemlerinde gereklidir. Bu durum yerel ve bölgesel seviyede, özellikle de su kıtlığı yaşayan bölgelerde önemli sosyal ve çevresel baskılar yaratır.

Toprak kirliliği: Kırılma, tortu havuzlarından sızıntı, atık su ve kuyu patlaması riski taşır.

Arazi Kullanımı: Hidrolik kırılma, arazinin bozulmasına sebep olur, kırsal alanlara ve koruma alanlarına zararlı etkileri olur.

Gürültü: Kaya gazı gelişiminde kullanılan ekipman ve nakliye; yerel sakinleri, tarım hayvanlarını ve doğal hayatı etkileyecek gürültü meydana getirir.

İşçiler üzerinde biriken sağlık ve çevre etkileri: Özellikle geleneksel olmayan gaz endüstrisinde çalışan işçiler, hidrolik kırılmanın fazladan salınmasına yol açtığı toksik kimyasallara maruz kalırlar.

Topluluklar üzerinde sosyo-ekonomik etkiler: Hidrolik kırılma, yerel ekonomilerde ani yükseliş ve düşüşlere sebep olabilir, sürdürülebilir tarımı olumsuz etkileyebilir.