Karanlığa Doğru: Genetiği Değiştirilmiş 7 Tür

İnsanın kendini tanıması pahasına bıçak altına yatan, gözünü soğuk bir laboratuarda açan ve hayatta kalışımızın kibrini borçlu olduğumuz tutsak dostlarım, üzgünüm. Benim yaşamam için sizlerin ölmesi gerekiyormuş, hissetmemeye açmışsınız gözlerinizi. Daha uzun yaşamak için sizlerden on yıllar çaldık. Çalıyoruz. İlk görüşte etkileneceğiniz, ardına baktığınızda karanlığı göreceğiniz fotoğraflarla… Karanlığa doğru.

Çeviri/Yorum: Esra çelik

1. Koyunlar

Karanlıkta parlayan koyunlara sahip bir çobansanız, rahat bir uyku çekeceksiniz demektir: Bu, keşke kötü bir şakadan ibaret olsaydı. Ama Uruguay’da yaşayan 9 koyun bunu ‘yapabiliyor’. 2012 yılında dünyaya geldiklerinde, koyunlara Uruguay Hayvan Üretim Enstitüsü’ndeki (Animal Reproductive Institute) bilim insanları tarafından Kristal Denizanasından elde edilen yeşil floresan protein enjekte edildi. Mor ötesi ışığa maruz kaldıklarında parlamaları dışında her biri ‘normal’ birer koyun gibi davranıyor ve öyle görünüyorlar.

Sözünü ettiğimiz yeşil proteinler aslında değişen genlerin hareketini izlemek amacıyla kullanılıyor. Hastalıkların teşhisinde işe yaradıkları da kanıtlanmış durumda. Hatta bu yönteme öncülük eden bilim insanları 2008 Nobel Kimya Ödülü’nün sahibi oldu. Koyunlar konusuna gelince, bu işlemin insan sağlığını iyileştirecek süt üretimini gerçekleştirebilen canlılar ‘yaratabileceği’ düşünülüyor. Ne yazık ki bu ilk girişim değil, aynı merkezde yürütülen benzer araştırmalarda pek çok canlı kullanıldı.

2. Tavşan Alba

Eduar Kac, genetik mühendisliğine ait tekniklerle ‘yaşayan sanat eserleri üreten’ bir sanatçı olarak biliniyor. Kac 2000 yılında, Alba adındaki albino bir tavşanı mavi ışığın altına tutarak “GFP Bunny” adlı ‘eserini’ sergiledi. Alba ise, hayvanların bilimsel araştırmalar uğruna kötüye kullanılmasını konu edinen toplumsal tartışmalara neden olacak bu projenin yalnızca küçük bir parçasıydı. Kac, projeyle işini bitirmeye karar verdiğinde Alba’yı onlarla yaşamak üzere evine götürmeye karar verdi. Fransa’daki bir araştırma enstitüsü onu, dondurulan tavşan yumurtasına denizanasından elde edilen yeşil floresan protein enjekte ederek ‘üretmişti’. Fakat daha sonra Alba’nın haklarını savunan aktivist gruplardan çekinen merkez, Fac’ın Alba’yı almasına izin vermeyerek, buna başından beri karşı olduklarını iddia etti. Alba, henüz iki yaşındayken hayatını kaybederek hem bilimin ölümcül merakının hem de sanatın bencilliğinin kurbanı oldu.

3. Domuzlar

2008 Yılında Tayvan’daki bilim insanları dünyada bir ilke tanıklık edeceğimizi iddia ederek, parlayan domuzlardan bahsetmeye başladı. Daha önceki ‘örneklerden’ farklı olarak, bu domuzların kalpleri de dâhil olmak üzere organlarının da parlayabildiği ‘gururla’ açıklandı. Denizanası DNAsı enjekte edilen 260’tan fazla embriyo, dördü hamile kalan 8 dişi domuza yerleştirildi. Doğumun sonunda gözleri, dişleri ve burunları gün ışığında yeşil görünen ve mavi ışığa tutulduktan sonra tamamen parlayan 3 erkek yavru dünyaya geldi.

4. Maymunlar

2009 yılında gerçekleştirilen bu çalışmada aynı denizanası DNAsı kullanılsa da, farklı bir amaç söz konusuydu. Japonya’daki bilim insanları denizanası geninin, ikinci kuşak üzerindeki etkilerini görmek istedi. Kawasaki Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ndeki ekip, marmoset embriyolarına floresan geni enjekte etti, embriyolar daha sonra 5 canlı yavru dünyaya getiren taşıyıcı annelere yerleştirildi. Genetiği değiştirilen tüm marmosetler vücutlarında bu geni bulunduruyordu ve onlar da yavruladıklarında içlerinden ikisi geni aktarmıştı. Bu, genetiğiyle oynanmış bir hayvanın bu tür bir geni sonraki nesle aktardığı ilk çalışma oldu. Araştırmacılar ise bu ‘gelişmeyi’ Parkinson ve ALS gibi hastalıkları anlamada yardımcı olacağını belirterek savunmayı tercih etti.

5. Köpekler

Seul Ulusal Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından 2009 yılında gerçekleştirilen bir deneyle, ilk kez genetiği değiştirilmiş (transgenik) bir köpek üretildi. Denizşakayığından (Anemon) elde edilen kırmızı floresan protein genini açığa çıkaran fibroblast hücrelerin klonlanmasıyla 5 adet yavru ‘elde edildi’. Gün ışığında tenlerinin altındaki kırmızılığı görmek mümkün. Karanlıkta ya da morötesi ışığın altında ise kırmızıya çalan bir turuncu rengini alıyorlar. 5 ‘sağlıklı’ köpek daha sonra floresan geni taşıyan yavrularını da dünyaya getirdi. Deneyin amacı, yaşam süreleri ve üreme döngüleri nedeniyle başta köpekler olmak üzere, transgenik hayvan kavramının insan hastalıklarını araştırmak için iyi bir ‘alternatif’ olabileceğini kanıtlamaktı. 2 yıl sonra, aynı üniversiteden bir grup araştırmacı, floresan genini kontrol edebildikleri Tegon adındaki bir beagle üzerinde çalışmaya başladı. Tegon doksisiklin içeren bir şey yedikten sonra morötesi ışığa maruz bırakıldığında yeşil bir renk vererek parlıyordu. Yemeğine ilaç koyulmadığı zamansa ışığın zaman içinde kaybolduğu gözlendi. Bilim insanları ise, insanlarda Alzhaimer ve Parkinson gibi ölümcül hastalıkları anlamak için bu araştırmanın gerekli olduğunu belirtmekten çekinmiyor.

6. Kediler

Kedilerin, HIV’e oldukça benzeyen FIV’e (Kedi AIDS Hastalığı) yakalanma riski oldukça yüksek. Bu bulaşıcı hastalık, resmi rakamlara göre yarım milyarı bulan sayılarıyla en çok yabani kedileri etkiliyor. 2011’de yapılan bir çalışmada, Birleşmiş Milletler ve Japonya’dan araştırmacılar, kedilere kedigillere FIV’e karşı dirençlerini arttıracak bir gen yerleştirdi. Daha sonra, ilgili hücreleri belirlemeyi kolaylaştırmak içinse yeşil floresan proteini enjekte edildi. İki gen de kedigillerin yumurtalıklarına yerleştirildi. Böylelikle, araştırmacılar dirençli genlerin nasıl geliştiğini mikroskop altında kolaylıkla takip edebilecekti.

7. Balıklar

Plastik ya da doğum kontrol hapları gibi ‘kullanışlı’ endüstriyel ürünlerin en büyük dezavantajlarından biri, hayvan ve insan vücudu için de oldukça zararlı olan endokrin bozucu içermeleri. Düşük sperm sayısı ve göğüs ve testis kanseriyle olan ilişkileri de yakın zamanda kanıtlandı. Şüphesiz bu da, bilim insanlarının üzerinde çalışmak isteyeceği türden bir ilişki. Problem şu ki, endokrin bozucular bir kez vücudunuza girdiğinde onları takip etmek epey güç. Bu nedenle bir grup araştırmacı, endokrin bozucu kimyasalın bulunduğu yeri tespit edebilmek için yeşil floresan proteinleri ve genetik yapısı değiştirilmiş zebra balığı kullandı. Floresan protein mikroskop altında kolaylıkla incelenebiliyor. Balığın üzerindeki parlak bölgeler, bilim insanlarının endokrin bozucuların verebileceği potansiyel zararları tespit edebilmelerine yardım ediyor.